-->

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Bir İzmir Macerası...

İki haftadır bloga tek kelime yazmamışım... Hiç biriniz de dürtmemişsiniz bu kız öldü mü kaldı mı? Neyse fazla sitem etmeyeceğim ve direkt son bir haftamı anlatacağım. Aslında bu akşam ortaokul aşkımla ilgili bir yazı yazacaktım fakat hazır İzmir maceram sıcakken onu öne aldım :) Bundan iki hafta önce c.tesi günü annem sevgili Bayan Pire ile balkonda oturmuş, bunalımlarımıza yeni bunalımlar katıp, sırayla of çekerken annemin aklına çok parlak bir fikir geldi "İzmir'e Yerleşmek"!Neden İzmir? Facebook'ta İzmir'den çok arkadaşı varmış... Ne kadar geçerli bir sebep değil mi? Bence öyle, yani o anda benim de canım o kadar sıkılmıştı ki ben de tamam güzel fikir dedim. Hatta hemen uçak biletini aldım, çarşamba gününe , çünkü evdeki bütün kıyafetlerimizi toplamamız en az üç günümüzü alır dedik. Hatta hemen bilgisayarı açtım ve İzmir'de zamanında "Atgözlüğü" orada askerdeyken beğendiğim ve tek bildiğim semt olan Bostanlı'da ev bile baktım. Tamam dedim, çarşamba gideriz,annemin akrabaları orada, kuzeninde kalır , perşembe ev bakar, cuma da taşınırız. Benim de bu organizasyonum anneme çok mantıklı geldi. Biz körler sağırlar birbirini ağırlar sözüne en güzel örnek ikili olarak, eşyalarımızı toplamaya başladık. Başladık ama bitiremedik, üç oda dolusu kıyafet... Neyse baktık böyle olmayacak, kışlıkları taşınınca gelip toparlarız diye düşünerek sadece yazlıklarımıza yoğunlaştık. Üç günün sonunda iki tane boyumuz kadar bavul, iki küçük çanta ile yazlık kıyafetlerimizin bir bölümünü yanımıza almak üzere hava alanına gidecektik ki, aynada kendimize bakma ihtiyacı hissettik ve dip boyamızın, Taksim'deki çiçekçi kadınlarla yarışır bir hal aldığını gördük. Uçak kaçmıyormuş gibi gidip saçlarımızı boyattık. Eve geldik bir telaş giyindik, taksiyi çağırdık. Bavullar bagaja sığmadı, arka koltuktaki yolculuğum yanımda boyum kadar bavulla devam ederken annem acıktı. Yolda her zaman köfte yediği yerden köfte alıp yedik. Ağzımız,elimiz köfte mi koktu acaba diye düşünmekten kaşınmaya başladım. Bütün yolculuğum bitli gibi geçti. Eminim şoför beni bitli sandı. Annem hava alanında şık ol dedi diye mini şort altına topuklu ayakkabı giydim. Bavullar çok ağır çekerken bacaklarım ayrılıyor, topuklu ayakkabılar da kayıyor. Bence şık değil salak oldum. Neyse geldik bavulları vermeye, 30 kg hakkımız var, bizde 20 kilo fazla çıktı. Ek bagajda satın almamışım, annem de ben bavuldan kıyafet çıkartırım dedi, çıktık sıradan geçtik hava alanının bir köşesine açtık bavulunu,başladı kıyafetleri çıkartıp çıkartıp çöpe atmaya.Çöp ağzına kadar doldu. Hatta bana da aç bavulunu at kıyafetlerini dedi. Atmadım. Hepsi kıymete bindi birden, girdik sıraya, yine 10 kilo fazlamız çıktı. Ödedim ve ödememle annemin konuşmaya başlaması bir oldu, neymiş efendim, eğer kıyafetlerimin yarısını atsaymışım kendisine o ödediğim parayla bir elbise alırmış. Bir elbise! Neyse bu laf dalaşımızı da tüm hava alanına duyurduktan sonra uçağımıza binmek için sıraya girdik ama yürüyemiyorum, tabanlarım o kadar ağrımaya başladı ki, insanlar arkada bekliyor, ben çakıldım kaldım. Çıkardım çantamdan spor ayakkabımı, giydim. Bekleyenlere yandan yandan baktım ve uçağa geçtim. Biz annemle otururken içeri bir çocuk girdi,annem de fazla sesli bir şekilde ve beni dürterek bak bak çocuk çok yakışıklı hemen topuklu ayakkabılarını giy dedi. E ben oturuyorum? E çocuk duydu, neyse çocuk Allah'tan yanımızdan yürüdü geçti derken geri döndü ve müsaade isteyerek yanımdaki koltuğa oturdu. Annem de çocukla muhabbet etmeye başlamaz mı? Ya ben zaten rezil oldum, sus bari. Yok! Uçak havalandı, çocuğun rengi resmen mora dönüştü. Tamam fazla sallandık, tamam biz de tedirgin olduk ama önce sararıp sonra morarmak sana yakıştı mı be adam? Ben zaten utancımdan o tarafa bakamıyorum. E dışarıya bakmak istiyorum, çocuk cam kenarında... Neyse yolculuk bitti, İzmir'deki hayatımıza başladık... Önce yemek yedik, sonra annemin kuzenine gittik. İçeri bir girdik, banyo inşaat halinde. Yaz, sıcak, hava kaç derece belli değil, ve banyo yok. Neyse Allah'tan yarın ev bakıyoruz. Eşyalı bir ev bulup hemen akşam taşınmaya karar verdik, bu arada annem bana belediyeden iş buldu, bazı salak arkadaşlarım "sana belediye baksın" esprisini bile yaptı. İzmir'e geleli henüz bir kaç saat olmuşken annem dönmek istediğini söyledi. Ertesi gün ev bakmadık. İş görüşmesine gitmedik, bir kaç yer gezdik. Komşuya gittik banyo yaptık. Şiddetli rüzgarda motora binip Karşıyaka'ya geçtik, annemin korku çığlıklarıyla şenlendik. Annemin kuzeni kardeşlerini bile aramaya kalkıştı, bize yarım saat sonra ulaşamazsanız denizin dibindeyiz merak etmeyin diye. Ben de boş durmadım, kaptan köşküne gittim. Kaptana sordum, problem var mı diye, kendisi oldukça yakışıklı olmakla birlikte benim içeride oturabileceğimi söyledi. Ama o an içimdeki Kezban bana hayır dedi çünkü seneler önce deniz otobüsünde kaptan köşkünden çıkan iki tane kaşar kılıklı kızın etkisi altında kaldım.Yolcular bunlara çok pis bakmıştı(ben de dahil). Ve nihayetinde biz 5 gün sonra dönmek üzere hava alanına doğru yola çıktık, annem bütün eşyalarını orada bıraktı. Ben yine hepsini aldım. Onun bagaj hakkını da bir güzel kullandım. Hava alanına girişte felaket yakışıklı bir çocuk bavulumu taşıdı. Ama orada yine niye Kezban olduysam teşekkür edip hemen oradan kaçtım. Bir kaç kez daha karşılaştık ve ben yönümü değiştirdim. Annemse hemen hava alanında başlayan aşkların evliliğe gidebileceği konusunda hikayeler üretmeye başladı. Dönüşte cam kenarında oturdum, uçak hiç sallamadı ama nedense ben hep düşme senaryoları yazdım,sanırım İzmir'e gelirken yanımda oturan çocuk korkunca düşündüğüm şeylerle evren tarafından cezalandırıldım, çarpıntım tuttu. Ve önümde oturan çocuk yanındakine şimdi Bursa'ya yaklaşıyoruz alçalacak uçak dedi, demesiyle o korkudan bakamadığım cama yapıştım. Hayır salak Takıntı, havadan kimi göreceksin? Şehir bile bit gibi görünürken, ve ben o şehrin üstünden geçerken içimi garip bir huzur kapladı. Anladım ki bazı şehirler sadece içinde yaşayan bazı insanlarla anlamlanıyor... Keşke otobüsle dönseydik, uzun uzun bakardım... İşte bir İzmir macerası böyle bitti, annem İstanbul'u öyle özlemiş ki, hava alanından çıktığımızda bir an yerleri öpecek sandım. Dönüşte yine aynı köftecide köfte yedik.
Yani özetle köfte yedik gittik, geldik köfte yedik...
Ve ben anladım ki bir şehir değiştirmek için insanın en geçerli sebebi AŞK mış... Olmadığımıza göre, yeniden merhaba İstanbul!

3 yorum :

  1. Günaydın Tatlım :)
    Ay nasıl ve neden bir anda öyle bir tanışma kararı aldınız kii :)
    Annen nasıl çöpe doldurmuş kıyafetleri yaa ben olsam senin gibi bir çift çorabımı bile atamam :D
    Yolculukta topuklu asla giyilmemesi gereken birşey. Hele bir de koca bir bavul varsa asla! :)
    Yeniden hoşgeldiniz İstanbula o zaman :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En macerali yolculugumdu, hosbulduk tatlimmmmm, bir daha topuklu mu hayiiiiirrrrrrrrr:)

      Sil
  2. Bloglar Yarışıyor ile siz de blogunuzla kazanmaya aday olun, promosyon ödüller kazanın. Sponsorlarımızın desteği ile bloglar arası etkinlik yarışmamızı ilk tur dahilinde düzenliyoruz. Siz de başvurun. Detaylı bilgiyi websitemizden öğrenebilirsiniz.
    İlginiz ve desteğiniz için teşekkür ederiz.



    Saygılarımızla,
    Web: http://www.bloglaryarisiyor.net
    Mail: iletisim@bloglaryarisiyor.net
    Tel: +90212 330 9707


    YanıtlaSil