-->

12 Haziran 2017 Pazartesi

Her şey Yolunda...

Yüz yıl sonra çalışmaya başladım. Deli gibi çalıştım. 2 gün boyunca sadece uyumak için durdum ve hep çalıştım. Yarım yamalak almancamla , alman e ticaret sitesinde çalıştım. İyi geldi bana, mecburen odaklanıyorsun. Fonda ağlak şarkılar çalıyor mesela, ama duyamıyorsun. Çünkü anlamadığın bir dili çözmeye çalışıyorsun. Eğer sevgilinizden ayrıldıysanız, bilmediğiniz bir dilde iş bulun bence. 2-3 gün derdinizi öteleyin. Zihniniz size yok ya umurumda değilmiş oyunu oynasın. Sonra nasıl olsa ya Evren görevi eline alır, size en olmadık yerden darbesini indirir. Ya da zihniniz bir an olsun susar ve patlarsınız.
Ya da hisleriniz kuvvetlidir. Birden içiniz sıkılır.
Bana bugün markette olanlar oldu yine.
Nedir benim bu marketlerden çektiğim bilemiyorum. Gönül rahatlığıyla hıyar , domates seçemiyorum, hoş ben hiçbir şeyin doğrusunu seçemiyorum.
Ay ne geyik yaptı bu kız diyorsunuz şu an ama ben hazırlık yapıyorum  yazıya...
Neyse tamam başlıyorum o zaman.
Aldığım marulu poşetleyen görevli bana Bay Aşk'ın çok kullandığı bir cümleyi kullandı. Ya alın o anda beni yemin ediyorum marulun çıktığı yere gömün istedim. Markette ağladım lan. Markette ağlanır mı? Allah kahretmesin beni. Ama iki pıt pıt o kadar yani. Hemen toparlandım.
Sonra eve yürürken içimden bir ses bana bu adam seni sosyal medya hesaplarından sildi dedi. Ve eve gidip baktım bayantakıntı hesabımdan bir de üçüncü bir hasabım var ordan silmiş. Kişisel hesaplarım kalmış bir tek. Yalnız var ya sabah istemiştim bunu. Görmese keşke yazdıklarımı demiştim.
Şimdi de görmeyeceği için rahatlıkla yazmaya devam edebilirim artık.
Öncelikle eski yazılarımı taslaklardan çıkardım. Yayınladım.
Yaşadım ben onları. Silmek istemiyorum.
O gün de biliyormuşum bir gün o günaydın mesajının gelmeyeceğini. Benim dediğim gibi olmuş.
Sonra çalışırken bir an gözlerimi kapattım. Sadece bir an.
Aklıma boynuyla omzunun arası geldi. Başımı oraya koyduğum zaman şah damarının atışını dudaklarımda hissediyordum. Hayattı o.
Kalbi benim gibi hep hızlı atıyordu aklıma o da geldi.
3 gündür ötelediğim ne varsa hepsine ağladım. Kendime yakıştırmayacağım kadar çok ağladım. Özledim ağladım, kızdım ağladım. Küstüm ağladım.
Onu sevdiğimi inkar edebilir. İnsanız belki bir gün ben de inkar edebilirim. Ama o omzuyla boyunun arasındaki yer var ya, ne ben bir daha oradaki kadar hayatın içinde hissederim kendimi, ne de orası unutur benim sevgimi.
O unutur.
Ben unuturum.
Ama şah damarı şahit oldu bir kere.
Ben onun anlamayacağı dilden seviyorum. Ve o bu dili çözmeye niyetli değil.
Göstermemiş de olabilirim. Öyle değilmiş gibi davranmış olabilirim. Korkmuş olabilirim. Nihayetinde insanız değil mi? Boyumdan büyük sevdim ve korktum kendimden. Kendimden başkasını bu kadar çok sevmek kolay hazmedilebilir bir şey değildi belki.
Ama bu götlüğü , bu sessizliği, bu hiçlik hissini , bu derin sızıyı unutmayacağım.
Yani "Her şey Yolunda" ama Sıla'nın şarkısındaki gibi...
Neyse ben en iyisi biraz daha çalışayım.
Yoksa...

10 Haziran 2017 Cumartesi

Çünkü Ayrılanlar Hala?

Ah be Attila İlhan...
Senin zamanında kalmış o iç yakan aşklar yok artık. Stalk var, hangi orospuyla takılıyor bu adam düşünceleri var, bu da mı gol değil diyen iç sesim var...
Ama bana kızma, ben aslında hep senin anlattığın gibi yaşamak istedim aşklarımı.
Ama bu zamanda gerçekten iyi olmak saçmalık.
Diğerlerini de içim kaldırmıyor benim...
Hani çok lezzetli bir yemek yersin fakat malzemesi kalitesizdir ya, oturur midene, yediğine yiyeceğine bin pişman olursun. Öyle aşklar var önümde...
Bu aşklarda çin tuzu mu var nedir? Glikoz şurubu da olabilir...
Fazla tatlıydı belki ama oldukça baydı.
Hayatımda ilk defa şu bloga yazdığım bir adamı silmek istedim. İlk defa kaldırdım yazılarını. Onca saçma sapan adamın yazılarını kaldırmadım da, son 3 yazımı burada tutmaya bile dayanamadım. Oysa toplum sağlığına katkısı olurdu belki, kalsaydı, adeta bir kamu spotu değeri taşırdı bilemiyorum. Fakat ben kamu spotlarına da pek itimat edemiyorum.
Hani orada adamın ciğer komple gitmiş mesela, içmeyin şu zıkkımı diye yalvarıyor ya, ben gidiyorum bir sigara daha yakıyorum.
Bende ters işleyen bir düzen var belli ki...
Yazılar hep taslakta kalacak mı bilmem, yayınların belki. Çünkü yaşadım. Ben yaşadım, o yaşamadı. Belki de hiç başlamadı bilmiyorum.
Aslında belki de hiç başlamamış bir şeyleri oldurma hobim var benim. Çok akıllı kız maşallah diyenlere inat, ben bunu kullanmayacağım diye direttiğim beynim en başından beri haykırıyor da, benim onu pek bir susturasım geliyor.
Güzel fragmanlara kanıp bir bilet alıyorum. Film çöp. Yönetmene, emeğine sağlık arkadaşım diyemiyorum. Emek yok. Filmdeki kötü karakter de olamıyorum çoğu zaman. Ama en çok ne olmak istersin diye soracak olursanız, figüran olmak istiyorum. Arkadan geçip giden olmak iyidir. Bu kadar çöp bir filmin içinde illa yer alacaksam ben, figüran olmak istiyorum. Duygusuzca arkadan geçip giden olmak istiyorum.
Ben gidiyorum.

26 Mayıs 2017 Cuma

Paranoyaklaştıramadıklarımızdan mısınız?

E o zaman ne mutlu size.
Bana dışardan bakan ne rahat kız der.
Canım ya, dışı seni içi beni yakar.
O işler malesef öyle olmuyor işte. Malum içinde bir çok karakter barındıran bir insanım, her biri ayrı telden çalıyor bugün. Zaten ne ağır gündü bugün yahu!
Neyse ben konuya gireyim.
Ben şu an ayrılık acısı çekiyorum. Ay dur daha dün yazdın mutluydun demeyin. Ortada bir ayrılık da yok. Ben onu kafamda kendim yazdım , kendim oynadım ve şu an gerçekten ayrılık acısı çekiyorum.
Ama tabi durup dururken olmadı bunlar. O kadar da paranoyak değilim dimi?
Yok canım tabiki değilsin diyen sesinizi duydum, rahatladım.
Şimdi efendim öncelikle sevgilime bir takma ad bulamadım henüz. Onun için ona şimdilik Bay Aşk diyebiliriz. Geçici isim dedikçe de aşkı da geçici mi acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ah ya konuya giremedim dimi...
Sabah Bay Aşk'tan "Günaydın Hatun" mesajı aldım. Hatun? O hatun bende acayip salak bir ifadeyle gülümsemeli yataktan kalkış yarattı. Içimdeki düğün hayali kuran Kezban'ın ruhu okşandı. O gazla kendime kahvaltı bile hazırladım. 32 senede sanırım 5'i geçmez.
Ama ben mutlu uyandım ya, doğanın kanunlarına mı terstir nedir anlamadim. Günüm bok gibi geçti. Öncelikle adını burdan belirtmek istemediğim twitter fenomeni bir arkadaşın lanetine uğrama korkusunu tattım. Nasıl mı? Şimdi bir önceki yazımdan hatırlarsan öküz ortaokul arkadaşımla çıkmıştım, hatırlamaz olaydık ama kilit olay bu şu an, işte ben onunla birlikteyken bu fenomen arkadaşımız bana inşallah ayrılırsın demişti ve öküzün birden sesi soluğu kesilmişti. Bugün de Bay Aşk için aynısını söyledi ya resmen gardımı aldım bekliyorum. Bekliyorum, bekliyorum.... Bay Aşk zaten gündüz çok iletişim kuramıyor, herkes ben mi? Insanlar çalışıyor tabi. Ama bugün bekliyorum işte, korkudan. Ama mesaj yok...
Alışveriş merkezindeyken Bay Aşk'a mesaj attım. Bi baktım bunun moral yerlerde. Isi ters gitmiş falan filan... Hemen o morali toparlamayı kendime görev bildim. Ideal sevgili kimliğime büründüm. Iki tutam koçluk, iki tutam psikologluk, iki tutam da aşk kattım.
Lakin tarifin dibi tuttu galiba. Seviyorum diyorum, yarım ağız cevap. Takma diyorum, uzun uzun açıklıyorum, yok arkadaş adam takıntılı yani. Hiç olacak şey mi ama? Gerçi dün aşkını bin kere haykırırken benim de domuzluğum tuttu bi düzgün laf etmedim adama ama olsun
 Nihayetinde şu an konu ben değilim o. Ve korktuğum lanet.
Ve noldu biliyomusunuz?
Ben bu gece bu adamdan iyi geceler mesajı almadım sayın okur.
Ve almadığım her saat başı dinlediğim şarkılardaki ayrılık vurgusu arttı.
Içimdeki bilge , adam uyuyakaldı gerizekalı , diyor evet. Fakat ben buna ikna olamıyorum.
Müzik dinlerken baya ağız burun kıvırmaya, olmadı Demet Akalın dinlerim demeye başladım. Ama Sıla dinledim. Sıla'nın ne kadar ayrılık şarkısı varsa hepsini dinledim.
Kendi kendime adamı kötülemeye başladım.
Çok çirkin bir insan oldum.
Eminim şu an uyuyor. Dimi uyuyordur? Uyuyor mudur?
Ya sabah da günaydın demezse? Iste bunu düşünmekten çenemin sol tarafında nur topu gibi bir sivilcem oldu.
Haydı bakalım vatana millete hayırlı olsun.


25 Mayıs 2017 Perşembe

Bana Yeniden Yazılar Yazdıran....

Efendim hoşbuldum...
Baya bir ara verdim sanırim 😂 2 sene kadar...
Tarkan'a yeniden şarkılar yazdıran kadın varsa, bana da yeniden yazılar yazdıran bir adam var...
Nihayetinde benim Tarkan'dan neyim eksik?
Neyse tamam saymaya başlamayalım, gece gece bunalıma girmek istemiyorum....
Bu adama takma ad düşündüm, düşündüm bulamadım. Onun adı olsa olsa aşk olur.
Ohooo bizim kız yine abayı yakmış birilerine diyorsanız o yineyi ordan usulca kaldırın. Yine değil, benzer değil, bu da şunun gibi bunun gibi değil.
Başlangıç garip tabi. Yani benden normal bir başlangıç bekleyeniniz olduğunu sanmıyorum. Sosyal medya hesapları üzerinden kızlara yürüyen adamlara zamanında çok sövdüm. O adamlara aşık olan kızlara tüüü Allah belanı vermesin senin başka adam mı kalmadı dedim. Ama Allah bu sefer beni cezalandırmak yerine, dur şu kıza yadırgadıklarını bir de güzel tarafından yaşatayım dedi herhalde...
Tabi ben bunu her zamanki gibi algılayana kadar baya yok mümkün değil böyle olamaz kesin vardır bunda birşey dedim. Yok ya yok bulamıyorum.
Hoş artık aramıyorum da...
Beni aylar önce swarmdan ekleyen bu adamı kabul ettiğimi aylar sonra gecenin bir körü bu da kimmiş yahu diye fark etmemle adamı instagramda didiklemeye karar vermem arasında geçen 3 saniye bile bana şaşırmıştır eminim. Ben hiç tanımadığım birini instagrama eklemem , ekledim diyelim bakar silerim. Neyse gecenin bir körü bunu yaptım , yattım uyudum. Sabah uyandığimda takip isteğim kabul edilmiş, takip etmek istenmişim. Kabul ettim. Adamın profiline bir girdim, bir fotoğrafı var Bay Tarçınlı Kahvenin ikizi. Yok dedim, Allah'ım yeter beni sınama. Sınama derken, çat bi mesaj. Ve ben o mesaja da cevap verdim. Kendimi aştım. Içimde senelerdir güvenle yaşayıp, her sene yerini sağlamlaştırmak için bünyeme bir kat daha çıkan rahibe ağladı o an. En üst kattan kendini atmayı bile düşündü. Ama o mesajlaşmalar bir kaç gün sürdü gitti...
Sonra içimdeki rahibe , komşusu içimdeki paranoyakla oturdu konuştu belli ki. Ben gittim ortaokuldan kalma, dünyanın en öküz erkeği olduğuna emin olduğum adamla çıktım. Sayın okur sen söyle sevgilisine adıyla hitap ederek mesaj atan erkek olur mu? Peki ya kebapçıda rakı içtikten sonra arabada elini tutan adama sormazlar mı ulan hödük o eli tuttun madem niye benimle devren gibi konuşuyosun. Neyse blog nedir ya sen napıyosun orda diye soran bir adamdı rahmetli. E sen niye çıktın bununla diyecek olursanız. Bilmediğim tanımadığım adamdansa, yüz yıldır tanıdığım, annemin de ideal damat adayı olduğunu düşündüğü biriyle olmak kolay geldi. Yorgundum ben.
Üstelik o sırada bir de bay tarçınlı kahve mesaj atmasın mı?  Geliyorum ben herşeyi oturup konuşalım diye.
7 senede yoluna koyamadıklarımızı yoluna koymaya gelecekmiş.
Buna ne derler?
Ay götüm derler. Kusura bakmayın.
Neyse efendim. Ben naptım?
Ben öküz adam T.'yi bıraktım. Zaten yoktu.
Bay Tarçınlı Kahve'ye ilk hafta gelme dedim. Ikinci hafta geleyim dememesi için gece gündüz Evrene mesaj saldım. 24 saat Berksan'ın Gelme şarkısını dinledim. Nasıl etki ettiysem adam gelmedi. Inanmayacaksınız ama bana bi ferahlama geldi.
Allah biliyor da öyle hissettiriyor demek ki.
Sonra kafam bozuldu, babam tam 3 sene sonra geldi. Ve yine gitti. Ona takıldım adamın mesajlarına müsait değilim diyerek cevap verdim ve sustu.
Ben de onu unuttum.
Sonra birden bire o mesajlar yine başladı. Ve ben bu adamla buluşmaya karar verdim. Eveet karar verdim ama, o zaman da nasıl buluşurum, adam sapık mıdır? Beni keser mi? Böbreğimi çalar mı? Arabasına binmesem mi? Bana tecavüz eder mi? Soruları kafamda tepişmeye başladı. Rahibeyle, paranoyak beynimde halaya başladı. Tey tey tey hey yavrum hey!
Ama onları uyutup kafamdan kaçtım ben.
Evime yakın bir alışveriş merkezinde buluşmaya karar verdim. Taksiyle giderim, alışveriş merkezi de güvenli diyerek hazırlanmaya başladım.
Ve o sırada bir mesaj aldım.
"Konum at, ben seni alırım."
Sıçtık.
Kafamdaki paranoyak öldürecek beni derken, mesaja konum atarak cevap verdim. Ve adamın nerde olduğunu öğrenmek için aradım. Ilk kez sesini duyduğumda bir adamın sesini sevmeyi öğrendim. Odamda kendi kendime ne güzel sesi var diye konuşmaya bile başladım. Delilik bedava sayın okur.
Taksi şoförüne bile bunda tecavüzcü tipi var mı? Gözüyle bakan ben. Bütün olumsuz düşünceleri kafamdan attım.
Normalde 3-5 arkadaşını arayıp benden 45 dakika haber alamazsanız polisi arayın diyecek potansiyeldeki ben, tıpış tıpış evden çıktım ve adamın arabasına bindim. Biner binmez o bir çift mavi gözün bana bakışını ömrüm boyunca unutmayacağim.
Ve o sanki yüz yıldır tanışıyormuş hissini.
O gün aynı mekanda 7 saat oturduğumuzu.
Günün sonunda arabadan inerken sonsuza kadar orda kalmak istediğimi unutmayacağim. Unutamam, buraya da yazdım artik 😂
Malum b12 eksikliği insanda unutkanlık yapıyor.
Ama laf aramızda bence aşk b12 eksikliğine de iyi geliyor. Çünkü insan aşık olunca onunla yaşanan hiç bir anı unutamıyor.
Öyle bir aşkın içindeyim ki sayın okur, onun elleri sanki benim ellerim, gözleri benim gözlerim, her zerresi benim. Bana ait. Kendi elim bana ne kadar aitse o kadar. Kendi gözumle neyi görüyorsam onun gözleri de öyle. O kadar benim işte.
Aşk çok olunca anlatılmıyor belki.
Anca bu kadar....
Sen benim için yaratıldın lafının ne kadar derin bir laf olduğunun ispatı bu adam.
Ufak , artık önemi kalmayan, fakat bir film sahnesine konu olacak bir ayrıntıyla yazımı ufaktan bitireyim diyorum artık...
Şimdi bir sahne düşün, bizim kız ( yani ben ) aşık. Göz telefonda, mesaj bekleniyor, o mesajlar da çatır çatır geliyor. O sırada bizim kıza annesi çok da önemliymiş gibi o günün tarihini soruyor. Gözler ekranın yukarısına kayıyor ve manidar gerçekle karşılaşılıyor.
Benim hayatımın en güzel aşķını yaşamaya başladığım gün, bay tarçınlı kahvenin doğumgünüymüş😂
Evren'e altında yatan sebebi sormadım.
Manidar tarihi kurcalamadım.
Ne mi yaptım?
Teşekkür ettim.
Şükrettim.
Çok seviyorum, çok aşığım, bu adama bayılıyorum, ayılıyorum sayın okur....



29 Ekim 2015 Perşembe

Hayır Beyefendi Aradığım Puşt Siz Değilsiniz!

"Bu kız bu çocukla çok uğraştı, dur ben buna hiç aklına gelmeyecek başka bela bulayım"
Evren'in benim için uygun gördüğü çalışma tarzı malumunuz bu, bir de bu mutlu oldu galiba dur yarım bırakayım da apışıp kalsın stili var ki o tadından yenmiyor. Gerçekten de yenmiyor ama...
Konunun derinine yazımın ilerleyen kısımlarında ineceğim ama hal böyleyken, bir de ülkede durum vaziyet pek bi meymenetsizken benim kırılmaya yüz tutmuş zembereğim iyice yerinden oynadı sayın okuyucu.
Bir kere metroya binemez oldum, metro beklerken gözüme illa ki birini kestiriyorum ve canlı bomba damgasını vuruyorum, onunla aynı metroya binmiyorum, bir sonraki metroyu beklerken de geçen 5 dakika içinde gözüme yeni bir canlı bomba kestiriyorum ve bu böyle uzayıp giderken ben gideceğim yere gidemiyorum. Metro istasyonundan çıkıp bir taksiye biniyorum, o daha güvenli geliyor, binerken elimde telefon, hemen plaka, durak adı ve durak telefonunun fotoğrafını çekip, rahatlıyorum. Ama bu taksi şoförlerinin trafikte sinirli olanı da hiç çekilmiyor. Taksicilerin birliğinde şikayet dilekçelerimden kitap yazarım. "10 adımda şikayet dilekçesi yazma kuralları". Haliyle sokağa çıkmak da benim için eziyet oldu. Bu arada annemi hastaneye götürürken kaldırıma bırakılmış inşaat demirleri yüzünden düşerek elimi kolumu parçaladım, annemin ekmeğinin içinden de plastik parçası çıkınca biz annem Bayan Pire ile bizde büyü olduğuna karar verdik. Biz bu başımıza gelen talihsizlerden başlayarak geriye gide gide, ilişkilerimizin yarım kalmasından, iş güç vs. her konudaki talihsizliklerimizi birbirine bağladık ve bir hocaya gidip kısmet açtırmaya karar verdik. Başladık hoca araştırmaya, tarifeler maşallah , bir yandan bunlara para mı kaptıracağız korkusu, bir yandan vadettikleri peşimizden koşan erkekler ve kafamızın üstünden yağan paralar , etrafımızı sarıp sarmalayan bolluk ,bereket ,aşk,para melekleri, tılsımlar, dualar, sayılar, ritüeller derken, öğrendik ki teknoloji bu alemleri de içine almış. Whatsapp'tan bir fotoğraf gönderiyorsun, çat sende kaç tane büyü var söylüyorlar. Allah için bir tanesi de yok demedi. Sanırsın bütün dünya oturmuş bize büyü yapıyor. Neyse baktık bu işler hacı hoca takımıyla olmayacak, dedik bizim neyimiz eksik, biz kendi büyümüzü bozarız. O kadar çok şey yaptık ki, büyüyü bozmayı beceremediysek bile, büyü utanıp üstümüzden gitmiştir. Evde üzerlik, yedi sokak süprüntüsü yakmayla başladığımız ritüeller yumağımıza, ipe dualar okuyarak ve gecenin bir vakti, sokaklara çıkıp o ipi gömerek devam ettik, yetmedi sirkeli suyla yıkandık. Leş gibi koktu. O sırada sirkenin etkisiyle içimdeki pisliklerden temizlenirken Bay Dünya Markasını da silip attım :) yok bu şaka tabi ki, pislik demiyorum ona, ne ona ne o kıza, hatta keşke bir arada olsalar diyorum. Çünkü ben bir gece hiç üşenmedim sabaha kadar o kızla ilgili bütün düşüncelerimi söyledim. O kızdan neden nefret ettiğimi buldum, Allah üşenmemiş, babamın annemi aldattığı sekreterinin bir küçüğünü yaratmış, onu da benim eski sevgilimin karşısına çıkartmış. Eski sevgilim Bay Dünya Markasıyla babamın burcu aynı, hop kurdum bağlantıyı, bu adamı silip atmam için evrenden bir mesaj bu dedim. O bağlantıyı nasıl kurdum hiç sormayın. Zerre umurumda değil.
Sonra şu kimimizin elektroniklerini bozan, kimimize eski sevgililerini getiren Merkür Retrosu geldi çattı. Ve bana 13 yıl önceki sevgilimi getirdi, kendini aştı bu retro. Yalnız keyiflenmedim desem yalan olur. Yalnız adam için o zamanlar söylenen laf şu "10 lafından 9'u yalan 1'i şüpheli". Ve bu da babamla aynı burç, buna da bi tane nefretlik kız denk gelir mi acaba? Yok bunun etrafında gerçekten çok hoş hatunlar var. Ama ben , ben gibi değilim artık. Ben onunla mesajlaşırken, şu çok eskilerde kalmış Bay Ruh İkizim meğer ne masummuş, nerdesin be adam triplerimi bile şurada bir kaç gündür atlattım. Yok ama onun döneceği... Büyülerimizi bozarken gözüme gözüme çarpan sevdiğini geri döndürme dualarını yapmayı aklımın ucundan bile geçirmedim dersem yalan olur. Ama boşa olur, onların ailece haftada bir ziyaret ettiği hocaları var, muskası var adamın , o profesyonel, ona bir şey etki etmez artık.
Bu kız sıyırmış dediniz mi?
Neyse yorum yapmaktansa, varsa bildiğiniz kısmet açma, büyü bozma, yıldız yükseltme ritüelleriniz alırım bir dal...
13 yıl önceki sevgilime n'olduğuna gelince...
Korkuyorum sayın okuyucu, buluşmaya bile korkuyorum....

1 Eylül 2015 Salı

Başlık Görselde Saklıdır :)

   3 gün daha dursam 2 aydır yazmayacakmışım...
Böyle bir şeyi ancak ani bir evlilik teklifinin üstüne kıyılan yıldırım nikahı sonrası çıkılacak 2 aylık Bali tatilinde yapabilirim diye düşünüyordum ama tabii ki öyle bir durum söz konusu değil. Olsa İnstagram hesabımda Bali kumlarıyla bütünleşmiş ayak fotoğraflarımdan herkes görürdü :)
   2 ay boyunca geçmişimi temizlemek, zihnimden atmak ve eski sevgili + 7 sülale ve likelanan tüm kızlara stalk alışkanlığımı yenmek için bir hastaneye yatsam eminim dünya için küçük kendim için büyük bir adım atmış olurdum fakat bunu da yapmadım.
   Peki neler yaptım? Mesela gittim "Bay Dünya Markası'yla" buluştum. Ben ne günah işledim de bu adamla salak bir isim analizi seminerinde karşılaştım bunu düzenli olarak soruyorum. Bir adam düşünün ( adam burada lafın  gelişi yazıldı ) ,hayatından gitmek istiyorum dediğinizde ağlayan, gitmemeniz için yalvaran, buluştuğunuz gün arkadaşı öldüğü için yanınızda ağlarken, 3 dk sonra kahkahalarla başka bir şeye gülebiliyor, 1 saat sonra ayaklarınızı öpüyor, yarım saat sonra şakasına seni öldürürüm dediğinizde bir cinayeti nasıl işleyip , sıyrılabileceğiniz konusunda size inanılmaz taktikler veriyor ve bunu yaparken gayet ciddi olabiliyor, hemen arkasından dizlerinize yatıp uyuklayabiliyor, ve bu adam sizin yanınızda bunları yaparken aynı zamanda instagram'da sinekle kara fatma karışımı bir kızcağızın bütün fotoğraflarını beğenip,  "instagram'da seri beğeni tuşu olmalı" diye hayıflanıyor, bu sırada size hayatındaki yerini ve önemini anlatıyor, ertesi gün bunları söylememiş gibi davranıyor, umursamıyor , hemen arkasından oturduğunuz semtte muhtarlık binası bombalandı diye sizi mesaj yağmuruna tutuyor, sonra yine yok oluyor, ve instagramdaki sineğe laf ettiğiniz için size hiçbir şey olduğunuzu en adi cümlelerle hatırlatıyor, sonra görüşmek istemiyorsunuz ama adam yazmaya devam ediyor, sabahlara kadar sizinle mesajlaşıyor, veda etmek istiyorsunuz veda etme yarın edersin diyor, ertesi gün herhangi bir şey sormak için mesaj attığınızda ise bavul hazırlıyorum deyip başından atıyor. Nereye gidiyor? Çeşme'ye, Çeşmede kim var sinek hanım kızımız ...
Peki bu sinek kızımız ne yapıyor? Sinek kızımız İstanbul'da günde 24 fotoğraf paylaşıp durmadan selfie çekerken, Çeşme'ye gidince 3 günde bir fotoğraf atıyor ve altına yorum yazıyor "biliyorum çok merak ediyorsunuz ama iyiyim", " eğlence fotoğrafı atmayacağım soran arkadaşlara duyurulur" kim soruyor acaba? Ağustos böceğiyle karınca mı? Kurbağa mı?
  Neyse Bay Dünya Markası'na da kızamıyorum ki, adam çocukluğunda yaptığı anlaşmalarından, insanlaştırdığı kibirinden, nobel ödülü alan şizofren matematikçi idolünden, 2. kişiliğinden, akıl hastanesinde doktorları iyi olduğuna inandırıp nasıl taburcu olduğundan bahsediyor.
Bence benim sinekle ilgilenmek yerine Allah kurtarsın demem lazım, ben ucuz atlatmışım, bu adam beni ortadan ikiye bölüp çöp tenekesine atmadıysa sokakta gördüğüm her dilenciye verdiğim paraların yerine ulaştığının kanıtıdır.
Ne demişler 1 sadaka 1000 belayı def eder, bu adam da nasıl olsa 1000 belaya bedel.
Bazen bu adam çok zeki ve benimle de t.şak geçiyor diye düşündüğüm de olmadı değil ama yok cidden şizofren bu arkadaşımız...
Kendisi şu an bir kitap yazıyormuş, tabi bunu da hayalinde mi yapıyor , gerçek mi onu da Allah bilir...
Ben kitapta, arada bir gelen kanatları kendisinden büyük melekmişim.... Peki ya instagram'da kendi fotoğraflarını beğenen, insanların onu merak ettiğini düşünen, 1 tl lik bileklik aldı diye onu bile paylaşıp yüzyılın aranan bilekliğiymiş gibi davranıp o ucuz şeyden bile reklamını yapan sinek hanım kızımız ne olacak?
Ne diyelim? Şizofren sevgilimiz olmadı demeyiz.
Bu hikaye de burada bitti, fakat Evren'e sitemlerimi iletiyorum, bununla karşılaştığım için...
Tabi burada Evren'in dili olsa bana şunu der;
"Ulan beyinsiz karı, o gün İstanbul'a yüz yılın karını yağdırdım, dağda su girmemiş botlarına su soktum, senin ateşini 40'a çıkardım, İstanbul'un bütün taksilerine sen seminere gideme diye müşteri buldum, sen ne yaptın?"
Ben gittim.
   Tamam sitemi kesiyorum ve geçiyorum Bay Ruh İkizim ve muhteşem ailesine...
Bay Ruh İkizim anasının daha ben varken tanıştırmaya çalıştığı kızla tanıştı, yalnız ailece çizgilerini hiç bozmuyorlar buluşmaya her defasında kız kardeşiyle gitti. Sonuç ne oldu onu bilmiyorum, ailece Bodrum'a gittiler. Sevgili kız kardeşi bugün bir tweet atmiş, aşkın yaşla, cinsle cibiliyetle bilmem neyle alakası olamayacağına dair...
   Bir an ulan madem böyle düşünüyorsun ne diye ailece üstümüze çullandınız manyaklar ordusu diye tepkimi belirtmek istedim ne yalan söyleyeyim.
Sonra düşündüm de onunla da olamazdık nasıl olsa, haliyle ne vesileyle bittiyse bitmiş dedim.
Tabi bunu dedikten sonra da stalk olayına tövbe ettim dememi beklemeyin, ben nasıl bir bağımlıysam, patronumu bile boş vakitlerimde stalkladığımı fark ettim.
  Boş işlerle uğraşmaktan evde kalacağımı düşündün mü sayın okur?
Boşuna düşünmüşsün, kendime; blog nedir onu dahi bilmeyen, bütün gün şirketlerini sıra sıra gezen, akşam eve gitmediyse kuzeniyle buluşan, ya da benimle eğlenen, sosyal medyaya zerre vakit ayırmayan, tanımadığı insanlara değil yorum yapmak, takip dahi etmeyen, sabah erken kalkacak olmasına rağmen benimle biraz daha konuşabilmek için uykusuz kalmaya razı olan, ben uyu desem de uyumayan ve benimle mesajlaşan birini buldum, daha doğrusu bende bu kadar düzgününü bulacak kabiliyet olmadığından o beni buldu.
Bu da çok sakin, bununla da olmaz bence diyerek, sizin de tüüü salak bu kız iltifatınızı alarak yazıma son veriyorum...
Yazı biraz tatsız olabilir çünkü yazımın 4/3'ünü şizofren bir dünya markasına adadım,
Tamamen tesadüf ve önceden planlanmış olsa da Çeşme'ye gidiyorum!...




4 Temmuz 2015 Cumartesi

Ne Kıymetli Aşkın Varmış Domuz!

1 aydan uzun zaman yazasım gelmedi, tövbe yarabbim bir ölü toprağı üzerimde, takma isim bulup blog'da ballandıra ballandıra yerin dibine sokamadığım bir adam içimi öyle bir ezdi ki, o eziklikle boğuşa boğuşa günleri devirdim. Ne bunalımlı , ne fena başladım yazıya değil mi? E napalım? Ruh ikizi bu kolay atlatılmıyor...
Kendimi meditasyona, yogaya, mandalaya verdim. Zihin boşaltmak ne kelime, O'na söyleyemediğim ne varsa kendi kendime kafamda diyalog haline getirdim. Pardon monolog! Çünkü hayalimde bile konuşmadı öküz. Salak salak baktı suratıma! Bir kaç kere rüyamda gördüm, orada da konuşmadı. Sonra hadi Takıntı o kadar kişisel gelişim eğitimin var , bağ kesme çalışması yap dedim, affet, özgür bırak dedim. Akşam affettim , özgür bıraktım, sabah yine kafada diyaloglarla uyandım. Bir de bağ kesme çalışması anılarım var ki akıllara zarar. Kim bulduysa bu yöntemi, beni tanısa, zihnimizde canlandırdığımız altın makasla değil kötü bağları kesmek beni parça pinçik ederdi. Şimdi bu bağ kesme çalışmasının bir bölümünde zihnimizde affetmek istediğimiz insanı karşımızda canlandırırken sarılıp , seni seviyorum, seni affediyorum diyoruz, ben buna bir sarılıyorum, kopuyor orda olay, vay efendim bir kere sarılamadımlarla başlayan kendime eziyet etme stilim, çok özledimle sonuçlanıyor. Affetmesine affettim diyelim, özgür bırakamıyorum, tam bırakacağım, aklıma çocuğa durmadan kız arayan anası geliyor. Ben bıraksam başkası hemen alacak gibi geliyor. Gerçi alan 3 güne uyku ilacı içirip belediye binasının önüne bırakır ama gönül işte, malum benimki çok düzgün yerlere konamıyor. Spiritüellikle, aşk acısı arası bir yerde sıkışıp kalmış durumda, gece ertesi günün iş planlarını yaparak, sabah erken kalkmak için alarm kurarak, asla erken uyanmayarak ve o iş planlarını uygulamayarak 1 ay geçirdim. 
Adama tek bir trip mesajı atmadım. Bilerek ve isteyerek engellediğim sosyal medya hesaplarına da haliyle ulaşamadığım için kendisinden haber almadım. 
Allah'la pazarlığa bile oturdum. Eğer dönecekse unutmayayım, ama dönmeyecekse sabah uyandığımda hafızamdan silinsin bu işaretle durumu anlayayım bile dedim. Daha da sapıttım, sıradaki şarkı ondan bana olsun dedim, bir kere de giderli şarkı çıkmadı, hep bir aşk acısı, hep bir geri dönmeler... O söylemiş gibi götüm kalktı o anda. Züğürt tesellisine farklı açılardan örnekler oluşturdum. O benim ruh ikizim biliyorum o da benim kadar kötü dedim.
En alakasız insanlar geri döndü bu arada...
Kendime sordum zamanında dönsün diye falcı falcı gezdiğin adamlar geldi , napıcaksın dedim?
Umrumda olmadı. 
Oturdum bir deftere, ona söylemediğim ne varsa yazdım, defter beyaz, adam titiz diye her gün ıslak mendille defter temizledim. 
Geçmişte başka başka insanlarla yaşanmış ne varsa adamın bir elimi tutuşu hepsini silip atmış , ağzım burnum kaya kaya bunları düşündüm.
Ve tam o anda aklıma çok fena bir şey geldi...
Elleri terliyordu.
Bundan bile tiksinmediğim için kendime biraz daha acıdım!
Bir de işime öyle geldiği için demek ki aşıkmış, heyecan yapmış dedim.
Bunları yaparken yaşımdan başımdan hiç utanmadım da, adamın o terlemiş ellerini tutmuş olmama rağmen bu halde olmamıza çok içerledim.
İçerleyerek uyumayın, 
1.5 ay tek kelime etmediğim adama, gecenin 4'ünde uyanıp, büyük bir hırsla 10 mesaj uzunluğunda bir mesaj attım. Özellikle cevap vermemesini söyledim. Cevap vermediğinde göt olmamak adına.
Gerçekten de cevap vermedi, ben de göt olmadım !
Olmadım değil mi!!!!
Ben anladım ki iletişim kurmadığım, içime attığım zaman , ezikleşiyorum. Sabah inanılmaz bir enerjiyle uyandım. Kendime geldim, kafamda monologlar yaratmadım, şarkı tutmadım, özlemedim, en azından az özledim...
Numarasını silerken aldığım ekran görüntüsünü de  silerek kendime dürüst davrandım. Sonra bir an nolur nolmaz diye hafızamı zorladım, numarayı hatırlamak istedim, hatırlayamadım. 
Sadece aşığım yazdığı mesajın ekran görüntüsü kaldı.
Çeyizime saklıyorum.