-->

14 Ocak 2015 Çarşamba

Hindistan'da mıyız kardeşim ne aydınlanması?

   Ben şunu anladım , insan kendisini değiştiremiyor. Yogaya da gitsen, aydınlanıyorum , kafamda lotus çiçeği taşıyorum da desen 3 gün sonra kafanda taşısan taşısan yediğin kazıkları taşıyorsun.
Her gece bir daha profil didiklemem diye yatıp ancak ertesi akşama kadar duruyorum. Sonra bir kereden bir şey olmaz yea diyen iç sesimle birlikte dalıyorum alemlere...
   Yani anlayacağınız 2015 model Bayantakıntı'da pek bir fark yok... Gerçi dur bakalım daha yeni girdik dediğinizi duyar gibiyim, demediniz mi? Çok ayıp... İçimdeki Polyanna konuşmuş o zaman benim...
E uzun zamandır sesim soluğum çıkmadı, acaba neler oldu bu zaman diliminde bir bakalım...
   Yoga , meditasyon meselesi , evde devam etmek suretiyle merkeze gidilmeyerek devam ediyor. Çünkü yoga hocam düşüncesiz kalıyoruz dedikçe ben daha çok düşünüyorum. Garip oynak müzikler açıyor, kalkıp oynayasım geliyor, kafamızın üstünde kulak varmış gibi dinliyoruz diyor, kafamda kulak hayal ettikçe gülüyorum...
Bir de kafamızın üstünde lotus çiçeği ya da su kabı hayal ediyoruz meselesi var...
Evde lotus çiçeği bulunmadığı için su dolu kabı aldım, kızım takıntı sen bunu gerçekten koy ki odağın orda olsun dedim... Keşke soğuk su koymasaymışım. En azından bu soğuk kış günlerinde beynimden önüme düşen su kabıyla donmak zorunda kalmazdım. Unutmadan mum çalışmasına da değinip aydınlanma dönemimi kapatacağım. Mumu elime aldıkça aklıma gelen kına geceleri beni neden evlenemiyorum sorusuna yönlendirdikçe , 30 oluyorum sıkıntısı basıyor ve haliyle ben rahatlamak yerine , iyice evde kalmış kız psikolojisine giriyorum. Uzun zaman meditasyondan gelir gelmez istem dışı pencere kenarında çekirdek yedim ben. Sonradan anladım ki hepsi mum çalışmasından kaynaklı...
Neyse...
   Gelelim yılbaşı gecesine,
Yılbaşı gecesine bir gün kala ekildik ve o gazla acil durum planı yaptık. Hayal Kahvesi Teoman'da direten Kırmızı Kafa'ya niye uydum bilmiyorum. Hoş biz körler sağırlar birbirini ağırlar tadında her an böyleyiz ama... O bay Fino'ya aşık, ben yeni toparlanmışım ama hayatımın baş rol oyuncusu Tarçınlı Kahve zamanında adamın şarkısının sözlerini paylaşmış, üstelik son konuşmamızda beni düşünerek paylaştığını söylemiş. Gidilir mi bu adama şimdi? Gidilmez dimi... Gittik biz. 
O fırtınada topuklu ayakkabılarımla , motora binip gittik üstelik, o kalabalıkta kaç kişinin götüyle arkadaş olduğum belirsiz vaziyette Teoman' da dinledim, barın hemen yanında olduğum için durmadan da içtim, ve kafamı çevirdiğim gibi Bay Tarçınlı Kahve'nin resmen ikizini gördüm. Çocuğun boynuna atlamama izin vermeyen içimdeki Kezban'a hayatımda ilk kez minnettar kaldım ama Tarçınlı Kahve'yi aradım. Aramamla Kırmızı Kafa'nın telefonuma el koyması da bir felaketten kurtulmamıza sebep oldu çünkü o kafayla ben kalkıp Bursa'ya da giderdim. Ne için mi? Hesap sormak için... Hakkım var , itiraz istemem.
   M.A(29) cephesinde de durumlar felaket, kendisine röfleli bir kız bulmuş, almış Mardin'e götürmüş, Gurbetçi bavulu kıçlı eski sevgilisiyle nerede fotoğraf çektirdiyse kızla da çektirmiş. Baya mutlu görünüyorlardı. Kıskandım ben, insanım ben, hoş Gurbetçi Bavulu da kendisine sevgili bulmuş ya belki o gazladır diye düşünen mantıklı bir tarafım olmadı değil ama yinede bu mantığım kendimi adamın aşiretine 3 kız evlat verip de pabucu dama atılmış orta yaşlı kadın gibi hissetmeme engel olmadı. Ama gurbetçi bavulu adına çok sevindim. Ben eski sevgililerim hariç mutlu insan görmekten mutlu oluyorum...
Şimdi bu adamlar mutlu olmayı hak ediyor mu? Etmiyor. 
Ama mutlular...
Ben mutlu muyum? Değilim...
Adil mi? Değil...
Hal böyle olunca ben , Kırmızı Kafa ve Japon falcıya gitmeye karar verdik. Seneler önce Beyoğlu'nda bir falcıya gitmiş , oldukça memnun kalmıştım. Kırmızı Kafa da bizden bir hafta önce gitmiş, memnun kalmış, kalite kontrolden geçirilmiş falcımıza , büyük bir hevesle gittik, gittik de o bizi keser mi? Kesmez. Kadın bana yeni aşk deyip duruyor.  Üçümüzde de bir yarım kalmışlık... Hazır Beyoğlu'ndayız, başladık Google araştırmasına, ve bir isim bulduk... Yeri belli değil, çalıştığı kafeden ayrılmış bir adam... Hemen 6. hislerimi devreye soktum(şaka şaka), mantığımı kullandım ve adamın çalıştığı yeri buldum, gittim... Ama adam da bir sıra var , 5 saat. Haliyle beklemedik, başka falcıya ismimizi yazdırdık. O da aynı şeyleri söyleyince bir de üstüne senin sevdiğin adamın hayatında biri var deyince iyice bozum oldum.. Hayır, biliyorum var, ama yüzüme vurulması ayrı bir sinir yarattı bende.. Adamın üstüne dar gelen gömleğini düğmelerinden çatır çatır patlatmak istesem de sonradan düşündüğümde yeni bir aşkın da hiç fena olmayacağına karar vererek masadan kalktım...
Fal, fal , fal....
16 yaşından beri gerek İstanbul'da gerek şehir dışında gittiğim falcılar saymakla bitmez... Kırmızı Kafa, Japon ve ben düşündük ki, üçümüzde de aynı potansiyel mevcut, güçlerimizi birleştirip insanlığı falcılar konusunda aydınlatmamız lazım. 
Uzun lafın kısası bir blog açtık , ve bütün fal deneyimlerimizi sizinle paylaşmaya karar verdik. Yarından itibaren engin bilgilerimizle harmanladığımız falcı deneyimlerimizi oradan paylaşacağız. Okumadan fal baktırmaya gitmeyin derim,
Yeni blogumuza bekleriz efendim :)

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder